Yenice, onlarca yıl demokrasinin, emeğin ve özgürlüğün pilot bölgesi olmuş bir coğrafya olmuştur. Belediye başkanlarını dahi işçi sınıfından seçen ve seçtikleri kişiye adaylık teklifi götüren bir örgütlülük, bir halk varmış eskilerde. Mesela Erol Karacan, Ali Kuru ve Veli Serin’in nasıl ilk defa aday olduklarına bakıldığında bunu görebiliriz. Yani anlatmaya çalıştığım şey; bahsettiğim adayların aslında eski Halkevi adayları veya halkevcilerin adayları olduğudur. Hatta Ali Kuru son adaylığının temelini oluşturmak için, bildiğiniz gibi, Halkevi ismi altında örgütlenme yapmaya çalışmıştır.
Tabi bu halkevinin, eski halkevinden hatta şuanda Türkiye’deki tüm halkevlerinden farkı, halkın değil de birkaç yerel politikacının belediye siyaseti yapmak için kurmuş olmasıdır. Aslında ortada ne bir halkevi tabelası, ne de pankartı var. Hiç olmadı da. Kuruluş sürecindeki toplantıların birinde bulunmuştum. Böyle bir yapının oluşmasına ve “eski tüfeklerin” yeniden ortaya çıkıp; emekten, yükselen milliyetçiliğin zararlarından, demokrasiden, kısaca insandan yana olan her şeyden bahsetmesi hoşuma gitmişti.
Ve halkevcilik adına bir eylem göremeden, kurucuları seçim çalışması startında gördük. Nasıl olduysa bu halkevi daha sonra CHP’ ye devşirildi. Bu yapının kurulmasının seçimlerden birkaç ay öncesine gelmesinin de tesadüf olmadığını gördük.
“ Halkevcilik, belediyecilik politikasına soyutlanacak bir örgütlenme değildir.” Yani halkevi yerel iktidara talip olabilir. Olmalıdır da. Fakat bu talep etmenin ötesine geçmemelidir. Çünkü halkevi; halkın aydınlanması adına kurulmuş bir araçtır. Amaç bu olmalıdır. Eğer amaç bu değilse; orada yapılanlar emperyalizmden, 12 Eylül’den bahsetmenin ötesine geçmiyorsa ve bu da zaten seçimden sonra sona erecekse; bir yerlerde yanlışlık var demektir. Haftada bir toplanıp mangalda kül bırakmamanın aydınlanma adına, ne Yenice’ye ne de topluma faydası olur.
Peki ya bu da olmasaydı; daha mı iyi olurdu? Eleştirdiğim şey böle bir yapı oluşturmanız değil; bu yapının şekli ve neye hizmet ettiğidir. Daha önce, yıllarca, nerede olduğunuzdur. Dünya görüşlerini bize miras bırakan sizler, belediyeye talip olmaktan başka ne yaptınız? Yerel siyasete girmediğimizden dolayı eleştiriliyoruz. Artık biraz da biz eleştirsek hoş görürsünüz sanırım. 12 Eylül presi hala toplum üzerinde; bunun farkındayız. Bu pres Hopa’ da (Artvin), Dikili’ de (İzmir) yıkıldı. Ve bunu oralarda sizin gibi geçmişi olan insanlar, gençlikle birlikte yaptı.
Yenice’ de ise bu presten kurtulmak adına rüzgâr 1999’da yaratılmıştı. Ama yine 12 Eylül’ün aşıladığı bencillik duygusu bu rüzgâra set çekti. Ne acıdır ki; eski halkevcilerin bir kısmı, (eski) dünya görüşleri gereği rüzgârla olmaları gerekirken, maalesef bu rüzgâra set oldular. Bir kısmınız Muhittin Kiriş’i eleştirdiniz; solculuğuna güvenmediğinizden bahsettiniz. Peki, siz neden Kiriş kadar cesaret gösterip, sosyalist bir partiden aday olmadınız? Ve hatta Yenice’de onun dışında sosyalist bir partiden aday olan bir kişi daha var mı?
Sol dünya görüşü aydınlanmanın, emeğin, bilimin, sanatın, kısaca güzelliklerden yana her şeyin toplum üzerinde egemenlik sağlaması için çabalar. Seçimden seçime ortaya çıkıp solculuk adına koltuk için çabalamaz.
Uzun bir aradan sonra Vitrin’de yazdığım bu ilk makaleyi fazla uzatmak istemiyorum. Biliyorum ki, uzun yazıların ancak yarısı okunuyor (ben de dâhil).