İki kurt
Sık sık beni “sanatçı iyimserliği”yle suçlayanlar oluyor ama ne yapayım, bittik mahvolduk diye mi yazayım her gün.
Koşulları ben de görüyorum. Kutuplaşmanın korkunç boyutlara geldiğinin de farkındayım, ortalığa benzin döküldüğünün ve patlamak için kibrit beklediğinin de.
Daha da ötesi var.
Sigmund Freud’un, insanoğlunun içinde yıkıcı bir yan bulunduğu tezine de inanıyorum, Carl Sagan’ın sürüngen mirasımızı anlatan R faktörü teorisine de. (Reptile Factor: Sürüngen Etkeni)
Yine de insana güvenmek istiyorum. İnsanoğlunun yüreğinde kötülüğün yanında iyiliğin, merhametin bulunduğuna da inanıyorum. Bu yüzden dün bir arkadaşımın bayram mesajı olarak gönderdiği hikâyeyi çok ama çok beğendim ve sizlerle paylaşmak istedim.
***
Cherokee kabilesinin yaşlılarından biri, hayat, aşk ve evlilik üzerine konuşurken şunları söylüyor:
“İçimizde iki kurt var ve bunların arasında da korkunç bir savaş.
Kurtlardan biri; korkuyu, öfkeyi, kıskançlığı, pişmanlığı, açgözlülüğü, kibri, kendine acımayı, küskünlüğü, aşağılık duygusunu, üstünlük taslamayı ve bencilliği temsil ediyor.
Diğeri ise; zevki, huzuru, sevgiyi, umudu, paylaşmayı, cömertliği, dinginliği, alçakgönüllülüğü, nezaketi, yardımseverliği, dostluğu, anlayışı, merhameti ve inancı temsil ediyor.”
Gençlerden biri “Hangi kurt kazanacak?” diye soruyor ve yaşlı adam kısaca cevap veriyor:
“Hangisini beslerseniz o!”
***
Türkiye’de bizi ayıran noktalar var.
Değişik ideolojiler, anlayışlar, siyasi görüşler keskin kutuplaşmalara yol açıyor.
Ama bir an düşünürseniz, bizi birleştiren noktaların daha çok olduğunu görürsünüz.
Herkes bu ülkenin çocuğu.
Gelin içimizdeki iyilik kurdunu besleyelim ve bizi ayıran değil birleştiren noktaları bulmaya çalışalım.
Hepimiz daha mutlu oluruz!